Mardin Katliamı


Haber bülteni üyeliği



Ziyaret Bilgileri

[ Per, 21 Şub 2019 ]
Toplam 5 ziyaret
4 benzersiz ziyaretçi

mardin_katliami » Mardin Katliamı

Vahşice katliamlar, dünyanın pek çok bölgesine olduğu gibi bu topraklara da yabancı değil.
Başkalarından önce kendi coğrafyamıza bakmak gerekirse:
Kesik başların kuyulara doldurulduğu, kesik başlardan kulelerin dikildiği Celali isyanlarına kadar gitmeye gerek yok.
Çok yakın tarihte, emperyalistlerin açtığı can pazarında koskoca bir halk kendi anayurdundan kazınıp atıldı. O tarihten bu yana Anadolu?da Ermenilerden eser yok. Türk halkı da Ermeniler kadar acı çekti, kırıma uğradı.

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Kürt isyanlarının nasıl bastırıldığı sır değil.
Daha da yakın tarihte, 1 Mayıs 1977?de İstanbul?da 34 işçi katledildi.
1978 Maraş ve 1980 Çorum katliamlarında yüzlerce insan öldürüldü.
23/24 Mayıs 1993 gecesi Bingöl?de silahsız 33 asker acımasızca kurşuna dizildi.
2 Temmuz 1993?te Sivas Madımak?ta 37 kişi diri diri alevlere atıldı.
7 Temmuz 1993?te Erzincan Başbağlar Köyü?nde 33 köylü katledildi.
2000 yılında Türkiye?nin her yanına yaygınlaştığı ortaya çıkan Hizbullah vahşeti toplumsal bellekte hâlâ taptaze.
Emniyet hücrelerinde ve hapishanelerdeki vahşeti bizzat gördük, yaşadık.
Şimdi de Mardin?in Zenkırt (Bilge) Köyü?nde 47 kişi vahşice katledildi.

* * *

Çoluk çocuk, kadın, ihtiyar, üçü de anne karnında toplam 47 kişi.
Silahlar özenle seçilmiş, maskeler takılmış, katliam için namaz vakti beklenmiş, çapraz mevzilerden ateş edilmiş, sağ kalan olup olmadığı kontrol edilmiş. Katliamcılar arasında 14 yaşında bir çocuğun da olduğu söyleniyor. Söylenen doğruysa sütannesini de öldürmüş...

Çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden, üstelik aynı kandan, aynı soydan kardeşlerini, akrabalarını nasıl da soğukkanlı bir şekilde katletmişler!

Vahşi katliamlar bu toprakların yabancısı olmasa da, kırk yıldır şiddetin ve vahşetin her türlüsüne tanık olsak da, her toplu katliamda düzinelerce insanımız toprağa düşse de, insanın yüreği kaldıramıyor, acıdan kavruluyor.

Hangi gerekçeyle üstelik aynı kandan aynı soydan kardeşlerine karşı bu denli vahşileşmişler, akıl erdirmek, kesin bir yargıya varmak mümkün değil.

* * *

Katliamın nedenleri üzerine haberler geldikçe, yorumlar yapıldıkça vahşetin boyutlarının nerelere uzandığı, toplumsal atmosferin ve entelektüel haritanın nasıl da ırkçılık, ayrımcılık, oportünizm ve şiddet tapınıcılığıyla kirlendiği, kanaat önderlerinin ne gibi obsesif kompülsif nevrozlarla malûl oldukları gözler önüne seriliyor.

Kimine göre, katliam kavimsel bir zafiyettir. ?Yani, bizzat Kürtlerin iç bünyesindeki çok vahim bir yaradan cerahat toplamaktadır. Kürtler kendilerine çeki düzen vermekle yükümlüdür. Ortadoğu Ortaçağı?nın o dehşet töre ve zihniyetlerinden arınmaları gerekmektedir. Yurttaşı oldukları ülke kadar burjuvalaşmak zorundadırlar. Zamanı çoktan gelmiştir. Hele hele, hálá hüküm süren ve son örneği Bilge köyü dehşetine yansıyan kavimsel zaafı Güneydoğu?nun geri kalmışlığıyla açıklamaya kalkışmak, ancak züğürt tesellidir. (Hadi Uluengin, Hürriyet, 7 Mayıs 09)

Kimine göre, bölgedeki toprak ağalığını Avrupa?nın feodalitesiyle karıştırmamalı, ?işin içinde iyi saatte olsunlar faktörü yoksa?, töreyi ve gelenekleri karalamamalı. ?Namus-töre cinayetlerinde, ?kural dışı?na çıkan kadın veya kız öldürülür; ama onun dışındaki kadınlar, çocuklar, yaşlılar, üstelik camide namaz kılarken öldürülmez. Kan davalarında da erkekler hedef alınır; iki taraf karşılıklı olarak hedef seçtikleri erkekleri öldürürler; yine çocuklar ve kadınlar öldürülmez. Arazi ihtilafı için de benzer şeyler söyleyebiliriz.? (Ali Bulaç, Zaman, 9 Mayıs 2009)

?Sorumlu kim? Töre mi? Hayır. Gelenek, görenek, örf adet mi? Hayır. Törede; kadına el kaldırmak, çocuğu öldürmek yok ki.? (Önder Aytaç/Emre Uslu, Taraf, 9 Mayıs 2009)

Kimine göre, katliamın nedeni apaçık bellidir; ?katliamın başlıca sorumlusu, 25 yıldır güvenlik kuvvetleriyle PKK isyancıları arasında yaşamakta olduğumuz iç savaşın körüklediği şiddet kültürüdür.? (Şahin Alpay, Zaman, 9 Mayıs 2009)

Kimine göre, katliamın tek günahkârı cumhuriyet modernleşmesidir. ?Kürt Sorunu... Ergenekon... Askeri vesayet... Bilgeköy gerçeği... Bu ?geri ve ilkel? durum, ?cumhuriyet modernleşmesinin? iflasını sergilemekte... ?Kemalist modernleşme efsanesinin? ölüm ilanı gibi. AB projesi belki de bu nedenle, hiçbir zaman olmadığı kadar önem kazanmakta...? (Mehmet Altan, Star, 9 Mayıs 2009)

Kimine göre katliam, koruculuk merkeze konmadan açıklanamaz. ?Mardin?deki olay her ne kadar aile içi çatışma olarak yansıtılsa da bizzat devlet eliyle yürürlüğe konulan Kürt?ü Kürt?e kırdırma politikasının bir sonucudur.? (Emine Ayna)

Kimine göre Mardin katliamı türü hadiselerin nedenlerini de çözüm yollarını da Saidi Nursi zamanında göstermişti. ?Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bundan yaklaşık 100 yıl önce Şam'daki Emeviye Camii?nde irad ettiği hutbede insanlığın karşı karşıya kaldığı problemleri dile getirmiş ve çözüm yollarını da göstermiştir. Ona göre Müslümanların önündeki en büyük düşmanlar şunlardır: Cehalet, fakirlik ve iftirak. Bunlara ancak sanat, marifet ve ittifak silahıyla karşılık verilebilir.? (Mehmet Yılmaz, Zaman, 8 Mayıs 2009)

Entelektüeller ve kanaat önderlerinin akla ziyan yorumları birbirini izlerken yetkili makamlar ve kadrolu evliyalar da, ?töre ve gelenek? diyorlar, dinde böyle vahşete yer olmadığını vurguluyorlar.

Mardin Valisi?ne göre, asıl çözüm ?Yörenin inançları gereği, kız çocukların ayrı okullarda okutulmasıdır.?

Medyada mevzilenmiş kimi İslamcı kadın yazarlar da Vali?yle aynı düşüncedeler. Onlar da karma okullar yerine kızların ayrı okullarda okumalarını savunuyorlar. Böylece anne babaları daha kolay razı edilirler, okuyan kızlar da anne babalarını, amcalarını, teyzelerini eğitirler... (Ayşe Böhürler, Yeni Şafak, 9 Mayıs 2009)

Bir ilahiyatçıya göre de ?Cumhuriyetin mayasında şiddet var. Din ve ahlak eğitimi yok. (...) Dinin öğretim ve eğitimi verilse elbette şiddetin azalmasına yardımcı olacaktır.? (Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 10 Mayıs 2009)

Medyanın amiral gemisinin kaptanı ise, ?Her erkek o bedeli ödeyecek? başlıklı yazısının olduğu gazete sayfasının mezar taşına yapışmasının keyfini çıkarıyor. (Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 7 Mayıs 2009)

Özetle katliam Kürtlüğün icabıdır, Kemalizm?in günahıdır, derin devletin işi olabilir, başlıca suçlusu koruculuk sistemidir, İslam bu tür merhametsizlikleri ve savaş halinde bitki örtüsüne bile zarar verilmesini yasakladığına göre İslam?dan başka çözüm yolu yoktur. Bir çözüm yolu da kızların ayrı okullarda okutulmasıdır.

Keşke katliamın nedenleri ve çözüm yolu, dedikleri yazdıkları kadar basit olsa.
Örneğin, katliam sadece koruculukla açıklanabilse ya da bir ilgisi varsa Kemalist modernleşmenin günahı olsa.

Keşke dedikleri kadar basit olsa, din duygusu zayıfladığı için bu katliam işlenmiş olsa. Dini eğitime ağırlık verilince, kız çocuklar ayrı okullarda eğitilince önlenecek kadar basit olsa.

Ölen korucu, öldüren korucuyken, keşke katliam korucuların anlık cinnetiyle işlenmiş basitlikte olsa.

Onca eğitim görmüş kanaat önderlerinin vahşice katliamı anlamak yerine kendi koordinatlarını meşrulaştırma fırsatı görebilmelerinde, cehalet değilse, insanın yüreğini kanatan bir oportünizm var, ırkçılığa ve dinciliğe varan bir zalimlik var.

* * *

Modernleşmenin günahı, töre ve geleneklerin zayıflamasının dinden uzaklaşmanın cezası, iç savaşın eseri, koruculuğun zıvanadan çıkmasının sonucu...

Ne denirse densin, ölümseverlik ve kıyıcılık ülkenin ve bölgenin sosyal atmosferini zehirlemiş olsa da, öldürmek ve ölmek korucu aileleri için sıradanlaşmış olsa da, katliam, çeteleşmelerine göz yumularak şımartılan korucuların anlık cinnetiyle açıklanabilecek basitlikte görünmüyor.

Katliam, salt töreden ve dinden uzaklaşılmasıyla, cumhuriyet modernleşmesinin zafiyetiyle de açıklanabilecek basitlikte görünmüyor.

Hele hele sadece Kürt coğrafyasında bu tür katliamların olabileceğini öne sürmek apaçık ırkçılık kokuyor.

Yetkili makamların, kamu kesesinden maaşlı evliyaların, entelektüellerin tahlil ve çözüm yolları da en az Mardin?deki katliam kadar, akıl ve vicdan dışı. Sosyologların, etnologların, sosyal psikologların teşhis koymakta, yorumlamakta güçlük çektikleri bir katliamın politik ve entelektüel koordinatları meşrulaştırıcı tarzda yorumlanması katliamın kendisi kadar kıyıcı. Onca eğitim görmüş kanaat önderlerinin vahşi katliamı kendi koordinatlarını meşrulaştırma fırsatı görebilmelerinde insanın yüreğini kanatan bir vicdan çoraklığı var.

Katliamda bütün bu söylenenlerin izi olsa bile, akıl ve vicdan başka açıklamalara ihtiyaç duyuyor. Oysa gazeteciler, köşe yazarları, öteki kanaat önderleri her şeyi bilmek zorunda değiller. Anlamakta, çözümlemekte zorlandıkları noktada kesin yargıya varmaya hakları yok.

Aksi halde, ?cumhuriyet modernleşmesinin günahı, AB gelecek dertler bitecek? derken, modernleşmenin anayurdundaki ırkçı katliamları, Solingen?deki ırkçı canileri, okul basıp arkadaşlarını katleden çocukları koyacak yer bulamazlar.

Aksi halde, ?törede kadın öldürmek, orantısız intikam almak, kan davasında sırayı bozmak, namaz kılarken birini vurmak yok? deyip feodal geleneklere ve töreye şövalyelik atfederken, ?makul? nicelikte ve namaz saati dışındaki öldürmeyi meşrulaştırdıklarını fark etmezler.

Aksi halde, çözümü Risale-i Nur?da, kızların ayrı okutulmasında, İslami eğitimde ararken, kızların ayrı okullarda okudukları Suudi Arabistan ve öteki İslam ülkelerinde şeriatın meşru saydığı teröre ve kadınların ikinci sınıf konumlarına verecek yanıt bulamazlar.

Sosyologların, etnologların, sosyal psikologların bile teşhis koymakta zorlandıkları katliamı kanaat önderlerinin salt töreyle, dini eğitim eksikliğiyle, içini dolduramadıkları sosyolojik kavramlarla açıklayıp kesin yargılar belirtmeye, zihinleri bulandırmaya hakları yok.

Akıl erdirilemeyen noktada elbette genel gözlem yapılabilir, kesin yargı yerine genel fikirlerden söz edilebilir.

Bu çerçevede feodal yerel kültürde şiddet ve erkek egemenliğinin merkezi öneme sahip olduğu vurgulanmalıdır. İhkak-ı hak üzerine kurulu feodal töre ve gelenek, şiddeti meşru görür. Mardin?deki dehşetin bin beteri feodal Afrika?da yaşanmaktadır.

Ulusal coğrafyada otuz yıldır süren düşük yoğunluklu savaş, şiddeti, ölümü sıradanlaştırdı; kulak kıkırdağından anahtarlık üreten, ?leş? başına para kazanılan bir yabancılaşmayı bölgeye ve ulusal yapıya armağan etti. Sorunun tarafları barışın dili yerine savaşın diline teslim oldular. Düşük yoğunluk savaşın ve şehitliğin ekonomi politiğini sorgulamak ve çözümü zorlamak yerine anneler babalar ?Keşke bir oğlum daha olsaydı, onu da vatana, devlete şehit vereydim? diye konuşmaya zorlandılar. Sonuçta ?şehit? ve ?ölü ele geçirilenler? istatistik rakamlarına dönüştü; rakamlar düzineyi zorlamadıkça, çatışmalar ve ölümler rutin haber değerinde kaldı.

Küresel coğrafyanın malikleri ve zorbaları ise savaşlarda on binlerce insanın tek tuşla öldürülmesini seyirlik gösteriye dönüştürdüler. Yetinmeyip cephedeki ve sivil hayattaki ölümleri gizleyerek, savaşı şiddetten arındırdılar, estetize ettiler, savaşlara daha kolay rıza üretme gücü kazandılar. Savaşlar kârlı olduğu için; vatan, millet ve din uğruna sanarak birbirlerini öldürmeye koşullanmış insan bulmakta sıkıntı çekilmediği için savaşların sonu gelmemektedir.

Sadece çaresizlik değil, şiddet de öğrenilir. Devletten sonra sivil toplum da şiddetin ve saldırganlığın okulu haline geldi. Sivil toplumda şiddetin başöğretmeni medyanın ta kendisi. İnsanlar artık ömürlerinin beşte birini televizyon karşısında geçiriyorlar. Üç beş iletişim tekelinin ürettiği televizyon dizilerinde, sinema filmlerinde, haber programlarında, dedikodu saatlerinde ise şiddet ve ölümden geçilmiyor. Farkında olunmadan şiddet içselleştiriliyor, bireysel ve toplumsal bilinçaltı şiddet bagajına dönüşüyor. Bilinçaltındaki şiddet ve saldırganlık ailede, sokakta, işyerinde, trafikte, alışverişte, stadyumda, hayatın nefes alıp verdiği her yerde hayatı bastırıyor. Cezalandırma, intikam alma, öldürme, yok etme isteği toplumun bütün hücrelerine siniyor.

Şiddeti fetişleştirip ekonomik sektör haline getiren yerel, ulusal, evrensel kültür bir de kapitalizmin ürettiği ahlak çöküntüsü ve adaletsizlikle birleşince örgütlü resmi terörün yanı sıra bireysel terör de sosyal yaşamın mütemmim cüzü haline geldi. Kapitalizm, feodalitenin töresinden de inancından da bin beter şiddet üretti.

Sonuçta okulunu basıp katliam yapan öğrenciler?
Bir tapınağa kapanıp topluca intihar eden müritler...
Ailesini katleden anneler, babalar, gençler?
Anadolu?da düşük yoğunluklu savaşta 40 bin ölü...
Aynı kandan ve soydan akrabalarının kökünü kazıyan köylüler...

* * *

Mardin?deki katliamda töre, gelenek, yerel, ulusal, evrensel, dinsel, cinsel, feodal, kapitalist ne aranırsa var.
İnsanın kanını donduran bu dehşeti önyargısızca sorgulamak, anlamak, telafi edici ve önleyici çözüm yolları üzerinde kafa yormak, ayrımsız herkesin boynunun borcudur.

Rahmi Yıldırım
11 Mayıs 2009

Editör Bilgileri

Admin


Editöre Ulaşın

En Son Güncellenenler

freebsd
apiterapi
azdavay_bakirci
aramamotorlari
uyku
kazimkoyuncu
peyzaj

Uzerine.com Copyright © 2005 Uzerine.com
uzerine.com Ana Sayfa | Gizlilik Sözleşmesi | Üye Girişi